12 Aralık 2018 Çarşamba
Cin ve Anaokulu Egitimi
Çinlilerin hep çok çalışkan olduğundan, hep güne erken başlayıp çok çalıştıklarından söz ederiz. Gerçekten öyle olup olmadığını buraya geldiğimde daha iyi görebildim.
Türkiye’deki eğitim sisteminde tartıştığımız, eleştirdiğimiz, eksik gördüğümüz bir çok problem var yıllardır. Çocukların küçük yaşlarda okula başlayıp bununla da kalmayıp haftasonu kurslarıyla beyinlerini durduk yere meşgul ediyoruz içinde olduğumuz rekabet ortamı nedeniyle. Sanki evimizdeki bir elektronik eşyayla övünür gibi çocuklarıyla övünmek isteyen ebeveynler yüzünden çocukluğunu saklambaç oynamadan geçiren bir nesil yetişiyor. Bakmayın ben öyle çok çocuk sevgisiyle ölüp biten birisini değilim açıkcası. Hatta değildim mi demeliyim bilmiyorum. Anaokulunda çalışmaya başladığımdan beri çocuklarla iletişimim çok daha iyiye gidiyor orası kesin. Gelelim buradaki eğitime…
Sabah 7:30’da çalışanlar için mesai başlıyor. Veliler de yavaş yavaş çocukları getirmeye başlıyor o saatlerde. Kapıda müdür ve öğretmenler dikilip günaydın diyoruz gelenlere. 2 tane de doktor var onlarda her gelen çocugun dişlerini ve tırnaklarını kontrol ediyor. Eğer tırnaklar uzunsa hemen orda kesiliyor. Saat 8’de kahvaltı başlıyor. Her sınıfın 3 tane öğretmeni var. Bunlar yemekhaneden yemek taşıyıp servis ediyorlar hatta yemek bittiğinde bulakşıkhaneye gidip çocuların bulaşıklarını yıkıyorlar. Bu arada sınıf öğretmeni olmayanlar kapıda dikilmeye devam. Ta ki 8:20’ye kadar. 8:40’da dersler başlıyor. Ben İngilizce derslerinden bahsedersem eğer 8:40’tan 11’e kadar hiç ara vermeden bir sınıftan çıkıp diğerine giriyorum. Çocuklar sandalyede yan yana oturuyorlar masa verilmiyor İngilizce dersinde. Latin harflerini 4-5 yaş grubu okuyabiliyor. Çince karakterleri de yine bu yaşlarda öğretmeye başlıyorlar. Onun dışında benim şahit olduğum yine 5 yaş grubuna toplama çıkarma gibi basit temel işlemler de öğretiliyor. 11:30’da öğle yemeklerini yiyip öğretmenleriyle beraber okul içinde sınıfta bir tur atıyorlar. Daha sonra da uyku vakti. Saat 14:30’a kadar uyuyorlar. Bu ara öğle tatili olduğu için ben de istersem uyuyabiliyorum istersem okul dışına çıkabiliyorum.
Çocuklar uyanıp atıştırmaklarını yedikten sonra 15:10’da tekrar dersler başlıyor. Öğleden sonra sadece 2 sınıfa giriyorum neyse ki. Daha sona 16:00’da benim derslerim bitiyor. 17:00’a kadar okulun dağılmasını bekliyorum. O sırada çocuklar akşam yemeklerini de yiyor. Saat 5’te yine aynı ekip kapıda dikilip ‘’bye bye’’ diyoruz. Bu kapıda dikilme işi bence inanılmaz mantıksız bir olay. Hava şu sıralar eksilerde ve herkes titreyerek bekliyor. Neden böyle bi adet var bilinmez. Çinliler de saygıya çok önem veren bir toplum. Böyle şeyler önemli onlar için de. Bizde de öyledir. Gördüğümüzde birbirimizi mutlaka selam veririz. Ama bizde bir okulda bunu deneseler bütün öğretmenler 2. gün isyan eder :)
Bunların dışında sınıf düzenine gelirsek… Sınıflar oldukça geniş. İlk gördüğümde beni en çok şaşırtan sınıfın içindeki tuvaletler olmuştu. Daha önceki yazımda bahsetmiştim. Çocukların sokağa işemesi gayet normal karşılanıyor. Bu yüzdendir ki sanırım okuldaki tuvaletler de hepsi açık şekilde yan yana dizilmiş. Bu tarz şeyler biz de biraz tabudur aslında. Herkesin içinde tuvaletini yapmak ya da çıplak dolaşmak vs. Sadece çocuklardan bahsetmiyorum, yetişinler de bu konuda oldukça rahatlar. Kapı açık bi şekilde tuvaletini yapıp sohbet edebiliyorlar. Avm tuvaletlerinde şahit olmuştum. Ya da spor salonunda duştan çıkıp havlu vs olmadan rahat rahat çıplak bi şekilde saçlarını kurutuyorlar. Çocuklukta normal karşılandığı için yetişkinlikte de sorun etmiyorlar. Çalıştığım anaokulların birinde öğretmenlerin kullandığı tuvalet 3.katta. Bir gün benim 3.kata çıktığımı gören İngilizce öğretmeni oraya gitmene gerek yok aşağıda var tuvalet dedi. ‘’Aa nerde dedim’’ burayı Türkiye sanarak galiba. Doktorun odasında cam kapılı müthiş manzaralı bi tuvalet varmış burayı kullanabilirsin dedi. Ben tuvalete baktım tuvalet bana… 3.kat yolu göründü yine bana dedim.
Eğitimin içeriğine çok hakim değilim ancak öyle çocuklar müthiş zeki vs gibi bir şey yok. Türkiye’de çalıştığım 3-4 yaş grubundaki çocuklar neyse bunlar da öyle. Tek fark aynı dili konuşmuyor olmamız ki bu da çok engel değil açıkcası. İngilizce eğitimleri ezbere dayalı. Sadece belirli kalıpları ezberletmişler çcouklara. Good Morning class diyen Tina adındaki İngilizce öğretmenlerine Good Morning Tina diye yanıt veren sınıflara 2 ay boyunca Tina olmadığımı Good Morning Seda demeleri gerektiğini öğretmeye çalıştım. Seda dediğimde ayağa kalıyorlardı.(hala da öyle) Çünkü Çinliler öyle bir Sit Down diyor ki ben bile Seda diyorlar sanıyorum. Peki Sit Down diyince neden kalkıyorlar derseniz, öyle bir ezberlemişler ki Stand Up ve Sit Down’un otur kalk komutu olduğunu biliyorlar ama hangisi hangisi emin değiller. Ben I am Seda dediğimde Sit Down diyorum sanıp ayağa kalkıyorlar :)
Bunların dışında burada veliler çocuklarına çok düşkünmüş onu öğrendim. Yani bir çocuk kaç yaşına gelirse gelsin yurtdışına gitmesine vs kolay kolay izin verilmiyormuş. Burda da yine anaokulundan itibaren haftaiçi ve haftasonu kurslarına gidiyor çocuklar. İngilizce, piyano, gitar, bale vs. gibi. Hatta çocukların haftaiçi okuldan çıkıp akşam geç saatlere kadar kursta olduklarını ve bir de eve gidip ödev yaptıklarını duydum. Burda da üniversiteye girmek için merkezi bir sınav var. Kitapçılarda bizim ÖSS bölümleri gibi test kitaplarının olduğu bölümlerden var. Ancak bu sınav o kadar zormuş ki her yıl bu sınav yüzünden çocuklar intihar bile ediyormuş.
Kısacası Çin gerçekten çok yakın bir gelecekte dünyaya hükmeden büyük bir ülke olma yolunda. Çok zeki olduklarından ya da çalışmayı çok sevdiklerinden değil. Sadece bizdeki gibi üşengeç değiller. Ben bile fazla boş oturmayı sevmeyen sürekli bir şeylerle uğraşmayı seven biri olarak burada kendimi gerçekten üşengeç hissediyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder