10 Aralık 2018 Pazartesi

Cin'e Dair Ilk Izlenimler

Bugün itibariyle Çin’e geleli neredeyse 4 ay olmuş. 28 Ağutos 2018’de gece 11 civarı inmiştim Xi’an’a. Şimdi düşününce sanki üzerinden yıllar geçmiş gibi. Buraya gelmeden önce o kadar çok araştırma yapıp Youtube video’ları izlemiştim ki o yüzden şahit olduğum şeyler beni şok edercesine şaşırtmadı. Ama yine de hala alışamadığım bi çok şey var.
Geldiğimde bana ev bulunana kadar 2 ayrı otelde kalmıştım. Eve dair beklentilerim çok düşüktü. Hep Çin’deki evlerin çok küçük olduğuna dair şeyler okumuştum. Ama aksine kaldığım ev 2+1 ve oldukça geniş. (Daha sonra evle ilgili de bi yazım olacak). Ancak tek problem evin inanılmaz pis bırakılmış olmasıydı. 3 eylülde çalışmaya başladım ve 4 eylülde eve taşındım. Hem işe gidip hem evi temizlemeye çalışmak tam bir işkenceydi o dönem. Neyse ki şu an her yer pırıl pırıl J
Ben Çin’e gidiyorum dediğimde herkesin ilk tepkisi ‘’Orda aç kalırsın, onlar köpek yiyor, onlar böcek yiyor’’… gibi gibi bir sürü önyargılı kulaktan duyma şeylerdi. İlk olarak yemek kültürleri evet gerçekten çok farklı. Ama insan aç kalmıyor. Zaman içinde kendi damak zevkime uygun şeyleri deneye deneye keşfettim. Böcek yiyorlar mı? Normalde öyle her yerde böcek satıldığı falan yok. Ben bi kaç turistlik yerde rastladım satıldığına bir de marketlerde bazen salyangoz görüyorum o kadar. Onun dışında beni en çok rahatsız eden şey tavuk ayağı yemeleri. Hem de bayıla bayıla atıştırmalık olarak sürekli tüketiyorlar. Öğle yemeklerini okulda yediğim için artık her türlü yemeğe hakimim burada. Pilav olmazsa olmazlardan. Bir de sürekli buharda pişirdikleri pirinç ekmeklerinden çıkıyor. Bazen noodle, bazen yumurtalı bir şeyler, bazen sebzeli bir şeyler… İçlerinde genelde domuz eti oluyor. Yani sebzeli bi yemek de olsa o etler mutlaka oluyor içinde. Yemeklerle ilgili de daha sonra ayrıntılı yazmayı düşünüyorum . Çünkü Çin mutfağı apayrı bi şey. İnsanlardan bahsedeyim biraz da. Nüfusu biliyorsunuz zaten. Her yerde insan var. İnsanlardan kaçmak mümkün değil. Ama genelde sakin ve güleryüzlüler. Özellikle yabancılara karşı. Bizde de öyledir aslında. Yabancı görünce bi konuşmaya çalışma yardım etmeye çalışma. Sokakta öyle kavga gürültü göremezsiniz kolay kolay bu kadar kalabalık nüfusa rağmen. Otobüsler iş saatlerinde tıklım tıklım. Bazen metrobüslerden beter oluyor. İlk zamanlar Türkiye’deki malum sebeplerden bi huylanıyordum kalabalıkta. Yok telefonum mu çalınacak yok biri popomu mu elliyor vs. diye. Ama kimse o işlerin peşinde değil J Herkes kafayı telefonu gömüyor burada. Kimse kimseyle ilgilenmiyor. Gerçekten dünyadaki en güvenli yerlerden diyebilirim. Gece vakti istediğiniz gibi tek başınıza dolaşabilirsiniz. Kimse size zarar vermeye kalkmaz.
Bu arada buranın bir güzel özelliği de WeChat uygulaması. Burda Weixin deniliyor. Özellikle haftasonları dışarı çıkıyorsam sadece evin anahtarını ve telefonumu alıyorum yanıma. Yok cüzdanmış çantaymış hiç gerek yok. Kimse nakit parayla uğraşmıyor. Bi şey alacaksanız direkt Wechat hesabınızdan barkodu okutuyorsunuz o da bakiyenizden parayı düşüyor. Taksiden street food satıcılarına kadar her yerde bu şekilde ödeme yapabilirsiniz.
Hayatı teknolojiyle böyle basitleştirmeleri hoşuma gidiyor. Bir de şu yere haldur huldur tükürmeleri olmasa. Herkes mutlaka tükürüyor. Neden bilmiyorum. Açıkcası ben öyle bir ihtiyaç duymuyorum yürürken ama kadın erkek çocuk herkes tükürüyor. Çocuk demişken… Çocukların yerlere işemesi de gayet kabul gören bir şey. Zaten şu kış vakti bile hala poposu açık pantolon giyen bebekler görüyorum. Ama sokaklar bizden temiz onu da söylemeliyim. Yerlere çöp atıyorlar, tükürüyorlar ve işiyorlar. Ama yine de temiz. Çünkü ne zaman sokağa çıksam sabahın 6’sı da olsa gecenin 11’i de olsa yerleri süpüren bi çöpçü görüyorum muhakkak. Artık çoğu şeye şahit olup şaşırdığım için giderek adapte olmaya başlıyorum .Şu hava kirliliği yüzünden takılan maskelere ‘’Yok canım takmam ben’’ diyordum ama özellikle sabahları hava o kadar kirli oluyor ki mecbur takmak istiyorum.Y a da ilk gördüğümde ‘’Bu ne ya ben yemem’’ dediğim şeyler çıkınca öğlen ‘’Oo bugün o garip sebzeli noodle var’’ diye severek yiyorum. Herhalde bu da adaptasyonun getirdiği şeylerden. Bakalım daha başka nelere adapte olacağım…





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder